Öyküler möyküler

Zeki paşa

Yağmur hızını 5 beygir daha artırmış, torkunu zorlar vaziyette, askerler her biri eskisinden 5 kilo daha ağır, vücut su kitle indeksleri hiç olmadıkları kadar iyi. Hatta rüzgar bende varım dese daha da ağırlaşıp aralarında ağır siklet mertebesine ulaşacaklar bile var. Paşamız çıplak gibi ama heybetli, Eyfel misali, yakından görenlerin hissettiği cinsten…

 Zeki Müren, sol eli cebinde kortej yürüyüşünde. Daha yeminlerini yeni etmiş Mehmetçikler şaşkın,içlerinde ki Gedizli Şahin yanında ki Kandıra’lıya 

-yetti gari, yetti gari , diye fısıldıyor ve ‘bizim dedelerimiz buna ibne derlerdi,şimdik selam cakıveyoz gari. Kemikler sızlar dedemin.

 Eline mikrofon alan Zeki Müren paşamız Başlar konuşmaya;

-1980 lerin başında askeri yönetim zamanlarında, bir gazeteci bana ”efendim size niye paşa diyorlar biliyormusunuz acaba?” Diye sormuştu, bende gülerek hatta kahkaha atarak ”Ankara’da kilere ibne diyemedikleri içindir herhalde demiştim, birileri de bu sözüme içerledi herhal o yüzden buradayım der.

-çıt yok.

-‘sen Kandıralı’ der Zeki Müren 

Dürter onu Gedizli ŞAhin, ”sana deyiveriyo”

 Islak taşa oturmuş olduğunu anlayan Kandıralı, ‘O’ yoldan gitmekten başka çaresi olmaksızın önce elindeki silahı, Gedizli’ye verir,ellerinin arasında kafası vardır ve çığırmaya başlar

-Bu bir vatan borcu dediler bana

Geldim durdum iştima başına 

Anlattım komutanlarıma

Neler geldi dertli başıma…. 

 Zeki Paşa, döner geriye bir hışımla ‘bu er benim yeni postamdır.’ 

Gülüşmeler gırla..sırıtan yüzbaşı Teyfik efendi, ”tamam paşam postanız hazır”

Hanife uzman çavuş düşünceli, garipsemekte tüm konuşmaları,bu Ada’mın ikinci postası, nerden gelir bu ayrımcılık, askeri lisede bile okumadı oysaki.

Bu homurtular üzerine yanındaki silik silah arkadaşı 

-İlkindede hayır yoktu, belki bildiğinden onu yanına alır.İlk postası ”Murathan Mungan”dır paşamızın postasının adı.Bilardo toplarını yazmıştı ya ikisi için der. 

Biri iyi yazıyordu, biri de iyi konuşuyor..

 Yağmurla başlayan kortejimiz, ona aldırış etmeyen Ordu’muza kızmış olacak ki, şimşeğe haber vermiş, oda kıvılcımı patlatıvermişti..

Birden duvarlarda tv8 belirmiş, O Ses Türkiye’nin müthiş jürisi, Zeki Müren’i yad ediyorlardı, Japon balık dudakları ile yılmaz Morgül, sırf bu programa katılmak için 2 ay aç kalmış kavgalar etmişti survıvorda, şimdi meyvelerini topluyordu, düşündümde bir gücü zeki paşa bir gücü survivor. Tuhaflık bu ya Murathan Mungan eklenecek daha bu kadroya yakında…

Reklamlar
Öyküler möyküler

Tarçınlı, pekmezli lokma

Yolculuk başlamıştı, var olan en güzel haliyle; Heyecanla. Yolun sonu bir bilinmezliğe gidiyorsa da o yolculuğun kendisi yada manzaraları zevk verecekti, istediği de istedikleri de tam olarak buydu…
– Bence gül suluyu deneyelim
-tarçınlı
*hayır, Hindistan cevizli
*ya da pekmez dökelim
– Bence gül suluyu deneyelim başka bir aksam. Ben hamuru mayalarım. Gül yapraklarını toplamaya basla istersen :))

Her şey kaçamak bir yerlerde masum bir şeyler yapmak isterken hem eğlenip hemde para kazanmak adına lokma satmakla başlamıştı. O kadar lazımdı ki onlara bu masumluk…

Israr bir müddet daha devam eder… Doğrulukla cesaret yarışıp mücadele ederken;
*Sorun olur sanırım, ortaya çıkarsa kaldıramaz ihanet sanır.
– Bunu sen bilip vicdanın rahatsa?
– Hem şöyle düşün bunları yapıp mutlu olursan, O’nu da; ona gerek kalmadan mutlu edebilirsin.
* O zaman onun hayatımda olmasının ne anlamı var?
– esas kural; mükemmel hayat yoktur, Mükemmel kılınan hayat vardır, Çünkü senin hayatın…

Diyalog tek taraflıdır biri doğrulukla biride cesaretle hareket etmesini ister.
*Yani hayatındaki yanlışsa, kes at. Soruyu bul gibi bir şey doğruyu.
* Yaparken kendimi huzursuz hissederim

Fırsat yaratabilme gücü istenmekle alakalı değilmiş, istemekle orantılıymış.
– Beraber Sultanahmet gidip rehberlik yaparız turistlere, ben sallarım bişeyler. Falcılara gidip eğleniriz.

– Taksimde içmişiz kol kola girmiş önümüze gelene bin tekme oynuyoruz.
– Hatta sen birazda taklitle Zeki Müren modunda söylüyorsun; ÖnmüüüZe ggelene bin tekme
Oysa ;
Var olan hayat; hep tecrübenin önderliğinde ilerlemektedir. Biraz hüzünlü, biraz buruk, bir o kadar da güvenden arınmış, neş`e den çalınmış devrik bir hayatın umut kokan bahar dalları, çiçeklerini kısa sürede yerlere serpiştirir. Çiçek arıyorsanız dallara değil yerlere, bulamazsanız da esen rüzgarın yönüne bakarsınız bazen…