şaşı oku şaşır

Sedef parlaklığında bir cumartesi

               Sedef parlaklığında başlayan bir cumartesi, illa ki mutlu olma edası içermekteydi. Havanın suratı asık da olsa, parıldamaya niyetli olan, mutluluğa gölge edemeyecek, sahip olduğu rüzgârlarla yönünü değiştirip bir oraya, bir kenara savuramayacaktı. Öyleydi, kararlıydı, belirgindi mutluluk…

                Ruhuna yaptığı masaj işe yaramış, savrulan yenilgilerini yitirdiğine inanmıştı. 3 kanaldan yayın yapıyordu. Sözü yetmezse sesi, o da yetmezse mutluluk salgılayan vücudu yetişecekti.

                İçsesiyle Tiyatro başlamıştı an itibariyle;

                *söylesene bu dünyada adil olan şey nedir? Herkese eşit dağıtılmış olan nedir?

                 Düşünceler kemikleşmişti, bilmiyordu ama hatırlayamamış gibi yaptı o an.

Söz; közde narlaşıyordu. Üstelik birazdan da acımasız bir bıçak, yanan kabukları bedeninden ayıracaktı. Kimbilir başkasının kabuk dediği onun gözyaşlarıydı belki. Herşeyi zamana bırakacaktı ki hatırladı.     

                -Herkese eşit dağıtılmış tek şey ZAMAN’dır diyiverdi…

                *Zaman mı?

                – Tabii ki de…

                Hedefe ulaşmaya çalışırken, harcanan enerjinin tamir edici gururu, gün gelir kamçılanmış başarıyı kaybetme endişesinin altında eriyip gider.               

                *Bu da ‘mazi’dir o zaman…

                -Evet ama zamanı maziyle harcama der…

                Zaman özneldir, stres özneldir, mutluluk da öyledir. Stresi ve mutluluğu satın alıp, zamanımızı ise sattığımızı unutmamalıyız. Sedefli cumartesi, sattığımız değerlerin farkına varıp, yettiği kadar satın aldıklarımızda yerini bulmaktadır.
Sevgiyle…

Reklamlar