Tarçınlı, pekmezli lokma

Yolculuk başlamıştı, var olan en güzel haliyle; Heyecanla. Yolun sonu bir bilinmezliğe gidiyorsa da o yolculuğun kendisi yada manzaraları zevk verecekti, istediği de istedikleri de tam olarak buydu…
– Bence gül suluyu deneyelim
-tarçınlı
*hayır, Hindistan cevizli
*ya da pekmez dökelim
– Bence gül suluyu deneyelim başka bir aksam. Ben hamuru mayalarım. Gül yapraklarını toplamaya basla istersen :))

Her şey kaçamak bir yerlerde masum bir şeyler yapmak isterken hem eğlenip hemde para kazanmak adına lokma satmakla başlamıştı. O kadar lazımdı ki onlara bu masumluk…

Israr bir müddet daha devam eder… Doğrulukla cesaret yarışıp mücadele ederken;
*Sorun olur sanırım, ortaya çıkarsa kaldıramaz ihanet sanır.
– Bunu sen bilip vicdanın rahatsa?
– Hem şöyle düşün bunları yapıp mutlu olursan, O’nu da; ona gerek kalmadan mutlu edebilirsin.
* O zaman onun hayatımda olmasının ne anlamı var?
– esas kural; mükemmel hayat yoktur, Mükemmel kılınan hayat vardır, Çünkü senin hayatın…

Diyalog tek taraflıdır biri doğrulukla biride cesaretle hareket etmesini ister.
*Yani hayatındaki yanlışsa, kes at. Soruyu bul gibi bir şey doğruyu.
* Yaparken kendimi huzursuz hissederim

Fırsat yaratabilme gücü istenmekle alakalı değilmiş, istemekle orantılıymış.
– Beraber Sultanahmet gidip rehberlik yaparız turistlere, ben sallarım bişeyler. Falcılara gidip eğleniriz.

– Taksimde içmişiz kol kola girmiş önümüze gelene bin tekme oynuyoruz.
– Hatta sen birazda taklitle Zeki Müren modunda söylüyorsun; ÖnmüüüZe ggelene bin tekme
Oysa ;
Var olan hayat; hep tecrübenin önderliğinde ilerlemektedir. Biraz hüzünlü, biraz buruk, bir o kadar da güvenden arınmış, neş`e den çalınmış devrik bir hayatın umut kokan bahar dalları, çiçeklerini kısa sürede yerlere serpiştirir. Çiçek arıyorsanız dallara değil yerlere, bulamazsanız da esen rüzgarın yönüne bakarsınız bazen…

Çağrılmış bir gün…

Uyanmayı istemediğin sabahlarda da, bir günaydınla başlar gün.
Kalibre ayarların; bir önce ki gece yatağında, düşünce bozukluklarınla başlamıştır bir kere.
Sahipsiz kalan ‘iyi düşüncelerin’, eski sevgilinin bile yaptığını yaptırtamaz sana.Hatırlayamazsın işte…
Alaka kurmaya başlarsın, önündeki araç sinyal vermeden dönmüştür çoktan, arkasından salladığın küfür onu bir sonraki dönemecinde yakalar…
Telefonda arayan eşin, kardeşin ya da annende almıştır nasibini, olsun gün daha uzun ve kötü şeyler seni bekliyor ve onların gönlünü almak kolay nasılsa…
Karşıdan karşıya geçen engelli, durakta bekleyen vatandaş, kuyruktakiler bile yetmez bazen üzüldüklerini bir kez daha gözden geçirmeyi…
Yemek bile, arkasından sigara için yenir bazen, lokmaların tek görevi dildeki tütün pasları içindir… Kötü giden güne eşlik eden sigaraya, biraz daha tat katar yediklerin…
Her şey, herkes üstüne gelir, adres sorana bile bilmiyorum demek içinden gelir, soranın suratında bir masumluk varsa, tarif ederken bulursun kendini.
Belki orası değişim noktasıdır günün, iyilik yapmayı hatırlarsın; ilkin telefonda kırdığın, seni sevenlerle başlarsın, çok soru sormasınlar diye, kısa tutarsın gönül almayı…
Kısa bir değerlendirme ile;
Gün akşam olmuştur çoktan…

Bir replik

Elimde sana yazdığım, ama sakladığım kâğıt var. Sana verebileceğimden o kadar emindim ki, sonrasında kendime katık yapmak hiç aklımda yoktu. Söylediklerimi dinlemedin önceleri, yazdıklarımı da okumayacaksın biliyorum.

Birinci bölüm beşinci sahne ondörtdüncü tekrar;

-Arkadaş bir daha okuyayım sen sevgilim ol yine

*Ama bu son olsun

-Bak bana,  o bana hiç yan yan bakmazdı. Önce bana sevgiyle bak.

*Daha seni tanıyalı 25 dakika oldu

-Olsun sen dediğimi yap, ellerini de bağlayarak konuşma benimle.

*Offf  off

-Başlıyorum;

Sigarasını gene marifetmiş gibi ben yaktım beş kişinin içinde. Saleple sigara içerdi benim ki. Gene öyle soğuk bir gündü, beni gene ısıtmayı başarmıştı ve bende, gene başaramamıştım.Salıncaktaydım sanki, o bir şeyler anlatıyordu bense sallanıyordum, üzerime üflediği dumanlardan olsa gerek pilottum, onlara inat lakayıt olamadım hiç…ne mümkündü ki onun yanında olmak ….

*Beni ne kadar daha tutacaksın? Elimde sigara ve elim kokacak.

-Dur atma dibini hep bana verirdi, ver hemen

Bir an gelir ve mimikleriyle beni kaçır derdi, o mimiklerinden birine şahit oluyordum. Hep onu farklı bir yerlere götürme çabam; bu sefer gene zorlanacaktı, olsun, su birikintisi olsunda,  göl olsun, deniz olsun, hatta yağmur bile kabulüydü. Belkide en sorun çıkarmadığı, beğenisine yenik düşmediğim konuydu bu…

-Hadi hırpalama bakışını at, tarif etmiştim sana

*Ben bunu yapabileceğimi sanmıyorum

-Vazonu kırmış çocuğuna kızıyormuş gibi yap, bir taraf tanda ütü işini akla getir işte iki duygunun birleşimiyle ne hissediyorsan onun gibi bir şey.

              *Hadi ver şu kâğıdı ben götüreceğim hatta okuyacağım, onu çok sevdiğini de anlatacağım.

-Sıradan bir yaklaşım içindesin

*Sıra dışı bir şeyler yapıp sana ki, tanışalı yarım saat oldu, dublörlük yapacağıma postacılık yaparım. Hadi ver elindekileri…

Birisini daha çıldırtmış olmanın utangaçlığı ile düşünmek zamanı gelmişmiydi yine. Bir süre sonra bu kızcağıza mı mektup yazacaktım….

Gönül çekmecesinin üzerindeki, vazoda ki çiçekler.

-Aradım gene, gönül çekmecem de bile yoksun, kaldı ki yaş ilerledikçe unutacaklarımı koyduğum yegâne yerdi orası. Her nesne birisini hatırlatır bana. Senin le alakalı bir şey koymamışım üzgünüm.

*nasıl hatırlayamazsın?

-yalnızlığımda emeği geçenlerdensin sen, niye saklıyım ki seni..

*hani hatırlamıyordun?

-artık hatırlamıyorum… Ben 10 hava yastıklı bir araçta, arka sağda, hemde bebek koltuğunda oturan bir yolcuyum bu hayatta…

*İyi yolculuklar demeyeceğim, korkaklarda bir işe yaramaz… Sen niye trenle gitmiyorsun ki daha da güvenli değil mi?

-daha temkinliyim dedim tekdüzeyim demedim ki…

Bir kiiii…

Yaşanmışlıklar bir demet olmuş, gönül çekmecesinin hemen üstündeki vazoda, son iki günlük ömründe sadece kokularından faydalanmak varken, ne güzeldi diyip hayıflanmaktı belkide vazgeçtiği… Oysa toprak anada daha ne çiçekler, ne güzellikler vardı. İşte yolculuğu bunaydı…

Sırlı, sırmalı, sahici, değerli, pahalı bir aksesuarın farkında olmak

Geçmiş zaman…

Sarı bir bisiklet isterdim küçükken, iki seçeneğim vardı ya ‘pinokyo’ ya da ‘kaptan’. Bu hayalle iki yaz yaşamışımdır. O süre içerisinde kendimi sarı rengi ile de hayal ettim, mavisiyle de… Bir gün, zamanı gelince mavi bir pinokyom oldu…

Ortaokul da idim, meşhur zamanın spor beyaz ayakkabıları vardı. Ona sahip olmanın tek yolu ya eskisini parçalamaktı ki işe yaramadı, babamın ayakkabı tamircisi usta adamdı, ya da bir bayramdı. O bayramı değil de, o son teravi namazını çok iyi hatırlıyorum, hocadan bile daha hızlıydım, tek derdim gecenin o vakti çarşı kapanacak ve ben o spor ayakkabıya kavuşamayacaktım.

Commodore 64 ler vardı, çok hayal ettim ama bir türlü olmadı tam hayallerim yıkılacaktı, Amiga 500 çıktı. Onu da bir iki yıl bekledim ve artık büyümüştüm gerek kalmadı.

‘’Ulaşmak mı? Hayalimi sorusu?’’

Şimdiki zaman…

Misafir geldi gönlüme, önce bir yorgunluk çayı, arkasından yemek ve meyve, sonra istersen bizde kalabilirsin sorusu…

-Biraz ısrar etsem mi acaba?

*Olmaz sonra ona da küseceğim biliyorum

-Hayır, bunun bir öncekinden farkı ne? Neden buna da aynı şansı vermiyorum.

*Kalabalık bir içses baskınlığı, evet evet…

Pişmanlık bu gece gönlümde misafir ol sorusuna, evet le geldi gene… Oysa daha birçok gün hayallerimle mutlu olabilirdim, sahip olma duygusu, hayal kurup mutlu olmayı, bu kadar erken öldürebilirmiydi?

“Kal demek mi? Kalmasını istiyor muyum sorusu mu?”.Mutluluk ipuçları sanırım bu sorunun cevaplarında gizli.

Geniş zaman…

Sırlı, sırmalı, sahici, değerli, pahalı bir aksesuarın farkında olmak seven birisi için mümkün mü?

Sadece göze kilitli bir gönül gözü, gözlem de ne kadar başarılı olabilir ki…

Gazetelerde ki ikinci sayfa haberlerini çoğumuz okur ama okuduğumuzu inkâr ederiz, tıpkı yaşadığımız basit aşklar gibi. Oysa o sayfalarda, aslında bir gün önce okuduğumuzun benzeri bir olay yok mudur? Basit ilişkilerimiz de öyle değil mi? Ortak yönü çekinmek, ama gene de yapmak ve sonrası inkâr ya da utangaçlık değil mi?

Kıvamlı bir güneş için bize, birçok şey lazım olabilecekken küçük bir gölge yetmez mi? Oysa kıvamlı bir güneşi, tatil yapmak için ya da üşüdüğümüzde düşünmez miyiz?

‘‘Sahip olmak mı, yolunda olmak mı’’?

KDKKKDIEPSKCIKEDOIJDK DSEIJDIKDKKDİIAĞĞED

Kötülere yağdanlık eden bir sürü talebe gördüğüm sabahlardan biriydi, ilk masum hareket bir dal sigara yakmaktı bugün hayatımda. Düşünce bulutlarıyla dolu duman, ilk soru işaretlerinin başlangıcıydı.

Kendisiyle sohbet etmesi ve ona vakit ayırması uzun sürmedi. Kahretsin ki ev ile işyeri yakındı. Hal bu ki gene bir şöyle uzun yolculuk yapsa, kendisiyle sohbet etse, hep yatakta ve tavana bakarak mı olacaktı sohbeti. İlk diyalogu insanoğluyla, ama tanıdık bir yüzle başladı….

 

*Mademki gelmedi, ben giderim

-Gitme

*Neden

-O, kırmızıyı sevmez, bu üstündekileri ya değiştir git, ya da gitme

*Bir kırmızı için gitmeyeceksem, kafamda ki bir soru için bin kere giderim ben

-Yapma bence

*Çıkınca seni ararım.

-İnşallah…

Gene bildiğini yaptı, gene, genleri ona yön verdi. Gene kahretsin diyecek ama…

3 saat sonra..

Telefon kapalı

5 saat sonra kapalı

3 gün sonra gene kapalı…

Düşünürken bilgisayarda bomboş;  Erol Evgin’den İşte öyle bir şey çalıyor, anlamsız mutsuzluğu klavyelerde dokunma hissi yarattı. O dinledi elleri dokundu;

IfkfckkfdkdkmoİPOIDXSNKXDİD

KDKKKDIEPSKCIKEDOIJDK DSEIJDIKDKKDİIAĞĞED

Gel sen ne çektiğimi bir bana sor….

Telefon çalıyor, telefonda ki;  geni yüzünden suçlu arkadaş…

-Alo alo

*Tamam hallettim

– Çözdün mü aklındaki sorularını?

*Evet

-Ne dedi?

*Bulamadım ki.

-Ee neyi çözdün adamı bile bulamamışsın daha..

*Onla karşılaşmayı göze alınca her şey çözüldü

-Manyak saatlerdir seni arıyorum ve merak ettim sense;  içsel bir çözümle sonuca ulaşmışsın. Üstüne telefonun kapalı…

*Hiç anlamadın anlamayacaksın da beni. Bak şimdi;

‘Yol da olmak, çözümün ta kendisidir. Ertelemek, başlamamak, korkmak, kaçmak, çözümsüzlüğün belirtileridir. Görüşmeden de, görüşmeyi göze alıp, yola çıkmak da gerçekleri kabul etmek anlamına geldi. İşte bak, sorunumun çözümü ben oldum.’

O ise hala dinlediği şarkısının etkisiyle;

Evlerin ışıkları bir bir yanarken bendeki karanlığı bir de bana sor. Bir ben uykusuz, bir  ben huzursuz, bir ben çaresiz, bir ben çaresiz….

Sen gelgit, ben yelkenli…

Artık duygularım dalgaydı sevgi denizinde, sevdiğime olan duygularım ise gelgit.. Oysa gerçek; sevdiğim dalgaydı, bense onda çırpınan yelkenli…

İçimde saklı kalan mı desem, yoksa hapse tıktığım mı? Deli dolu düşüncelerimi; artık istediğim zaman değil, zamanı geldiğinde özgürlüklerine kavuşturacağım. Denedim defalarca gördüm ki, istediğimde değil, duymasına izin verdiğimde, doğru anda, demir parmaklıkları aralayacağım hapisteki düşüncelerimi.

Madem aslolan sadece olması gerekenler, hep susacağım, çıkmayacak düşüncelerime tercüman ağzımdan düşüncelerim. Susacağım, sadece susup bekleyeceğim.

Sevdalı bakışıma bir perde inecek, o perdeyi aralamak yerine saklambaçta değerlendireceğim. Her ona bakmak istediğimde utangaçlığımın kırmızılığı, gerektiğinde saklandığım perdemin fonu olacak, kıpkırmızı hemde… Evet, kırmızı duygular, içimde büyüttüğüm umutlarla birlikte solup, bu güzel mutluluğa güle güle denilmesine anlam veremeden oyun, saklambaç birden bitecek işte, hem de her zaman ki gibi doyamadan.

Bahsettiğim bu sefer aşkın çok ötesinde bir şey, tutku… Güvenin, aslında daha çok mesafelerin, insanların yaşayış biçimlendiricisi olduğunun kanıtıdır kimbilir…